İMSAD Araştırması: Toplumun Üçte Biri Eski Binalarda Yaşıyor
İMSAD’ın araştırmasına göre, Türkiye’de toplumun üçte biri 2000 öncesi binalarda yaşıyor ve deprem kaygısı yüksek.
Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (Türkiye İMSAD), “Deprem Riski Altında Yaşam Bilinci Araştırması” sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Araştırma, Türkiye genelinde 7 bölgeden 1067 kişiyle gerçekleştirildi ve cinsiyet, yaş, sosyoekonomik durum ile eğitim düzeyine göre dengeli bir örneklem oluşturuldu.
Sonuçlar, toplumun yaklaşık %60’ının deprem endişesi taşıdığını gösterirken, katılımcıların %59,8’i hayatlarını etkileyen bir deprem deneyimi yaşadıklarını belirtti. Ayrıca, %40,6’sı önümüzdeki 5 yıl içinde yıkıcı bir depremin olma ihtimalini yüksek gördüğünü ifade etti. Katılımcıların %45,5’i ise kendilerini depreme hazırlıklı hissetmiyor.
Özellikle dikkat çeken bir diğer bulgu, Türkiye’de toplumun yaklaşık üçte birinin 1999 ve öncesinde inşa edilmiş binalarda yaşadığıdır. Her 10 haneden yaklaşık 4’ü kiracı konumundadır. Bu durum, yapı güvenliği ve bireysel hazırlığın yalnızca teknik değil, sosyal boyutları da olan bir mesele olduğunu ortaya koyuyor.
Katılımcılara, yaşadıkları bölgenin deprem açısından ne kadar riskli olduğu sorulduğunda, %54’ü yaşadıkları yerin çok riskli olduğunu belirtmiştir. Bu algı, özellikle İstanbul ve Doğu Marmara bölgelerinde daha da belirginleşiyor; bu bölgelerde yaşayanların büyük çoğunluğu, yaşadıkları coğrafyayı deprem açısından hassas buluyor.
Zorunlu Deprem Sigortası (DASK) sahiplik oranı %41,6 seviyesinde kalırken, toplumun yarısından fazlası olası bir deprem sonrası ekonomik güvenceye sahip olmadan yaşamını sürdürüyor. Sigorta, sadece hasar sonrası ödeme değil, aynı zamanda riskle yüzleşmenin ve hazırlık kültürünün de önemli bir parçasıdır.
Araştırma sonuçları, acil durumlarda toplanma alanlarını bilmeyenlerin oranının %55,2 olduğunu gösteriyor. Daha çarpıcı bir veri ise, toplumun %73,1’inin evinde deprem çantası bulundurmadığını ortaya koymasıdır. Bu durum, ekonomik koşullardan bağımsız olarak hazırlık bilincinin yeterli seviyede olmadığını göstermektedir.
Katılımcıların %74,5’i binaları için risk tespiti yaptırmadığını belirtirken, ev içi güvenlik uygulamalarında da önemli boşluklar olduğu gözlemleniyor. %45,6’sı evindeki eşyaları sabitlemediğini, %22,1’i sadece bazılarını sabitlediğini ifade ediyor. Tüm eşyalarını sabitleyenlerin oranı ise %32,2’de kalıyor. Bu, ev içi risklerin azaltılmasına yönelik basit ama hayati önlemlerin yaygınlaşmadığını ortaya koyuyor.
Bina güvenliği konusunda algı ile uygulama arasında belirgin bir uyumsuzluk bulunuyor; katılımcıların %59,4’ü oturdukları binayı deprem açısından güvenli buluyor. Araştırma, toplumda kadercilik algısının hala önemli bir etkiye sahip olduğunu da gösteriyor. %39,7’si kişisel çabaların sonucu etkilemeyeceğini düşünürken, %60,3’ü alınan önlemlerin depremde önemli değişiklikler yaratacağına inanıyor.
Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Küçükoğlu, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu vurgulayarak, ülke topraklarının %66’sının, nüfusun ise %71’inin orta ve yüksek riskli deprem bölgelerinde yaşadığını belirtti. Küçükoğlu, her büyük depremin ardından toplumun dayanışma sergilediğini ve bu durumun korkuya teslim olmayan bir toplum olduğunu gösterdiğini ifade etti.
Sonuç olarak, Küçükoğlu, Türkiye’nin depremi bildiğini, korktuğunu ancak yeterince hazırlık yapmadığını belirtti. Araştırma sonuçları, toplumda deprem kaygısının yüksek olduğunu ve her 10 kişiden 6’sının günlük yaşamında “ya olursa” düşüncesini taşıdığını ortaya koyuyor.




