İç Turizm Desteği Olmadan Kalıcı İstihdam Mümkün Değil
Turizm sektörü temsilcileri, iç turizm desteği olmadan kalıcı istihdamın sağlanamayacağını vurguladı.
Recep ERÇİN
Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, turizm sektöründe yaklaşık 1 milyon 463 bin kişi istihdam edilmektedir. Bu rakamın 429 bini konaklama, 921 bini yiyecek-içecek hizmetleri, 44 bini havayolu taşımacılığı ve 68 bini seyahat acenteciliği alanlarında görev yapmaktadır.
Bu durum, turizmin toplam istihdamın yaklaşık %9’unu oluşturduğunu ve Türkiye ekonomisinin en önemli istihdam kaynaklarından biri olduğunu göstermektedir. Ancak turizm istihdamı, sektörün doğası gereği mevsimsel dalgalanmalardan ciddi şekilde etkilenmektedir. Özellikle yaz aylarında konaklama ve yiyecek-içecek işletmelerindeki yoğun talep, çalışan sayısının hızla artmasına neden olurken, sezonun sona ermesiyle birlikte istihdamda belirgin bir düşüş yaşanmaktadır.
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Yönetim Kurulu Başkanı Müberra Eresin, DÜNYA’ya yaptığı açıklamada, kalıcı istihdamın sağlanabilmesi için iç turizmi canlandıracak mekanizmaların hayata geçirilmesinin önemine dikkat çekti. Eresin, resort oteller ile şehir otellerinin farklı dinamiklere sahip olduğunu belirterek, “Şehir otelleri yıl boyunca farklı bir talep yapısına sahiptir. Bu nedenle kamu desteklerinin, sektörün farklı segmentlerinin ihtiyaçlarını gözeten adil ve dengeli bir şekilde tasarlanması kritik öneme sahiptir” dedi.
Eresin, sürdürülebilir istihdamın yalnızca mali teşviklerle sağlanamayacağını vurgulayarak, “İşletmelerin özellikle kış aylarında faaliyetlerini sürdürebilmeleri için iç turizmi destekleyecek yeni teşvikler, tatil kampanyaları ve seyahati özendirici uygulamalar hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı.
Dış turizme bağımlı bir yapı ile sezon dışı istihdamı korumanın giderek zorlaştığını belirten Eresin, İspanya, İtalya, Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde iç turizmin dış turizm kadar önemli olduğunu ve Türkiye’nin de sürdürülebilir turizm hedeflerine ulaşabilmesi için güçlü bir iç turizm politikası geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Mevsimselliğin nitelikli istihdamı da olumsuz etkilediğine dikkat çeken Eresin, “Mevsimsel çalışma modeli, yalnızca istihdamın sürekliliğini değil, aynı zamanda nitelikli iş gücünün sektörde tutulmasını da zorlaştırmaktadır” dedi. Çalışanların sektöre bağlılığının artırılması, mesleki gelişimlerinin desteklenmesi ve hizmet kalitesinin korunabilmesi için yıl boyunca sürdürülebilir bir çalışma ortamının sağlanması gerektiğini vurguladı. Bu noktada, düşük sezonda düzenlenen uluslararası organizasyonların stratejik önem taşıdığına dikkat çekti.
Kasım ayında gerçekleştirilecek COP31 Konferansı’nın yaklaşık 30 bin yabancı ziyaretçiyi Türkiye’ye getirmesi beklenmektedir. Bu tür uluslararası etkinliklerin sezon dışı dönemlerde artırılması, turizm gelirlerine katkı sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda işletmelerin daha uzun süre açık kalmasına ve istihdamın korunmasına da yardımcı olacaktır.
Eresin, sektördeki sürdürülebilirlik açısından son dönemde atılan bazı adımları olumlu bulduğunu belirterek, konaklama vergisinin %2’den %1’e indirilmesinin önemli bir düzenleme olduğunu ifade etti. Ayrıca, TBMM’ye sunulan ve işverene çalışan başına aylık 3 bin 500 TL SGK prim desteği öngören teklifin de istihdamın korunması açısından değerli bir girişim olduğunu söyledi.
Uygulama döneminin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Eresin, bu desteğin sektörün en düşük doluluk oranlarıyla faaliyet gösterdiği ocak-mayıs dönemini de kapsayacak şekilde genişletilmesinin daha etkili olacağını belirtti. Özellikle kış aylarında faaliyetlerini sürdüren oteller için bu desteğin, işletmelerin açık kalmasına ve istihdamın korunmasına doğrudan katkı sağlayacağını ifade etti.
Şehir otellerinin maliyet yapısına uygun destek mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğini dile getiren Eresin, mevcut İş Kanunu’nun turizmin değişken talep yapısıyla örtüşmediğini ve birçok kişinin sektöre katılımını zorlaştırdığını belirtti. Esnek istihdam modellerinin geliştirilmesinin, hem işletmelerin verimliliğini artıracağını hem de nitelikli iş gücünün sektörde kalıcılığına katkı sağlayacağını ifade etti.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Oteller Meslek Komitesi’nin önceki dönem başkanı Aydın Karacabay, tarihi Yarımada’daki durumu değerlendirerek, şubat ayı sonunda başlayan ABD/İsrail-İran savaşının ziyaretçi sayısında düşüşe neden olduğunu belirtti. Ayrıca, döviz kurlarının Türkiye’nin pahalı hale gelmesinde etkili olduğunu ifade eden Karacabay, “Mayıs sonu ve haziranda Dünya Kupası’nın etkisi oldu. İstanbul’da yeme-içme fiyatları oldukça yüksek. Bu sebeple İstanbul otelleri olarak olumsuz bir ayrışma yaşadık. Doluluk oranları geçen sene %85 iken bu yıl %59-60 seviyelerine düştü” dedi.
Turist sayısını artırmak için etkinliklerin önemine değinen Karacabay, İstanbul’da ortalama kalış süresinin 3 gün olduğunu ve bunu artırmak için şehirde düzenlenen etkinliklerin, spor müsabakalarının ve konserlerin büyük önem taşıdığını vurguladı. Ancak bu etkinliklerin daha uzun vadeli planlanması gerektiğini belirtti.
Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği (TTYD) Başkanı Oya Narin, turizmin ekonomi üzerindeki etkisinin ötesinde, sektördeki istihdam yapısının da dikkatle ele alınması gerektiğini belirtti. Narin, mevsimselliğin istihdam üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, “Her sezon başında yeniden işe alınan personelin eğitimi zaman ve kaynak israfına yol açıyor” dedi. Nitelikli çalışanları elde tutmanın zorluklarını da vurgulayan Narin, çalışma mevzuatının sanayi sektörü pratiklerine göre şekillenmesinin bu durumu zorlaştırdığını ifade etti.
MÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Mahmut Sefa Çelik, turizmin 12 aya yayılmadığı sürece kalıcı istihdam yaratmanın mümkün olmadığını belirtti. Çelik, “Sektörümüzün yıllardır en büyük sorunu sezonluk istihdam döngüsü. Çalışanlar yoğun bir tempoda çalışıyor, ancak sezon sona erdiğinde işsizlikle karşı karşıya kalıyorlar” dedi.




