OECD’den Kritik Mineral Uyarısı: Arz Güvenliği İçin Çeşitlendirme Zorunlu

OECD, kritik minerallerdeki piyasa yoğunlaşmasının arz güvenliği için risk oluşturduğunu belirtti. Çeşitlendirme gerekliliği vurgulandı.

OECD, küresel enerji dönüşümünün önemli bir parçası olan kritik minerallerde aşırı piyasa yoğunlaşmasının arz güvenliği açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekti. OECD Küresel İlişkiler ve İşbirliği Direktörü Andreas Schaal, tedarik zincirlerinin birkaç ülkeye bağımlı hale gelmesinin, hem rekabet hem de küresel ekonomik güvenlik açısından kırılganlık yarattığını ifade etti. İstanbul’da gerçekleştirilen OECD Kritik Mineraller Forumu’nda, gelişmekte olan ülkelerin değer zincirlerinde daha fazla yer alma talepleri de gündeme geldi.

Kritik mineraller, bu yıl İstanbul’da yapılan OECD Kritik Mineraller Forumu’nun merkezinde yer aldı. Forumda, lityum, kobalt, nikel ve nadir toprak elementleri gibi yeşil enerji teknolojilerinin vazgeçilmez hammaddelerinin küresel arz güvenliği, piyasa yoğunlaşması ve jeopolitik riskleri masaya yatırıldı. Schaal, Euronews Türkçe’ye verdiği röportajda, kritik minerallerde tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesinin artık ekonomik bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı.

Schaal, kritik minerallerin üretim ve işleme süreçlerinde aşırı yoğunlaşmanın yaşandığını belirtti. Bugün özellikle lityum, kobalt, nikel ve nadir toprak elementlerinde küresel arzın büyük bir kısmının yalnızca birkaç ülkenin kontrolünde olduğunu ifade etti. Bu durumun küresel tedarik zincirini son derece kırılgan hale getirdiğini belirten Schaal, jeopolitik gerilimler, doğal afetler veya ihracat kısıtlamalarının küresel ekonomiyi ciddi biçimde etkileyebileceği konusunda uyarıda bulundu. “Bu yapı ne rekabet açısından ne de tedarik zinciri güvenliği açısından sağlıklı” diyen Schaal, OECD üyeleri ve birçok ülkenin daha çeşitlendirilmiş bir tedarik yapısı talep ettiğini vurguladı.

Elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, yenilenebilir enerji sistemleri, yarı iletkenler ve savunma sanayi gibi alanlarda kullanılan kritik mineraller, küresel ekonominin stratejik hammaddeleri arasında yer alıyor. Özellikle yeşil dönüşüm hızlandıkça bu minerallere yönelik talep de artış gösteriyor. Ancak uzmanlar, arzın birkaç ülkeye yoğunlaşmasının enerji dönüşümünü yeni bir jeopolitik rekabet alanına dönüştürdüğünü belirtiyor. Batılı ekonomiler, son dönemlerde Çin başta olmak üzere belirli ülkelerin kritik mineral işleme kapasitesindeki hakimiyetinden duydukları rahatsızlığı daha açık bir şekilde dile getiriyorlar.

Forumda dikkat çeken bir diğer konu, kaynak zengini gelişmekte olan ülkelerin değer zincirinde daha fazla yer alma talepleri oldu. Schaal, uzun yıllar boyunca özellikle Afrika ülkelerinin yalnızca ham madde ihracatçısı olarak kaldığını, asıl katma değerin ise gelişmiş ekonomilerde yaratıldığını ifade etti. Bugün birçok gelişmekte olan ülkenin yalnızca maden çıkarmakla kalmayıp, kendi topraklarında işleme, rafinasyon ve sanayi üretimi yapmak istediklerini belirtti. OECD, bu süreçte yatırım ortamının güçlendirilmesi, politika çerçevelerinin geliştirilmesi ve uluslararası işbirliğinin artırılması için çalışmalar yürütmektedir.

Schaal, forumun İstanbul’da düzenlenmesinin tesadüf olmadığını belirtti. İstanbul’un tarih boyunca Avrupa ile Asya arasında köprü işlevi gördüğünü ifade eden Schaal, kentin yalnızca coğrafi değil, ticari ve diplomatik açıdan da eşsiz bir konuma sahip olduğunu vurguladı. “İstanbul, küreselleşmenin herkesin yararına işleyebileceğini tarih boyunca göstermiş bir şehir” diyen Schaal, forumun ruhuna en uygun zemin olduğunu belirtti. OECD’nin İstanbul Merkezi, özellikle Avrasya bölgesindeki politika diyaloğunun önemli merkezlerinden biri olarak faaliyet göstermektedir.

Forumda öne çıkan bir diğer mesaj, küresel ticaretin artık yalnızca maliyet odaklı ilerlemeyeceğiydi. Pandemi, enerji krizleri, Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimler sonrası ülkeler, dayanıklılık ve arz güvenliğini öncelikli hale getiriyor. Bu nedenle kritik minerallerin tedarik zincirlerinde “friend-shoring”, bölgeselleşme ve stratejik çeşitlendirme gibi kavramların önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanması bekleniyor. Uzmanlar, enerji dönüşümünün başarısının yalnızca teknolojik ilerlemeye değil, aynı zamanda kritik hammaddelere güvenli ve sürdürülebilir erişime bağlı olacağını belirtiyor.

Schaal, İstanbul’daki forumun temel amacının gelişmiş ekonomiler, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülkeler arasında diyalog kurmak olduğunu ifade etti. Forum kapsamında politika önerileri, veri paylaşımı ve iyi uygulama örneklerinin ele alındığını belirten Schaal, OECD’nin hedefinin kritik mineral politikalarının daha şeffaf, öngörülebilir ve adil hale gelmesine katkı sağlamak olduğunu dile getirdi. Kritik minerallerin önümüzdeki yıllarda yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik güç mücadelesinin merkezinde yer alması bekleniyor. Türkiye gibi Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasında bulunan ülkeler ise bu yeni küresel denklemde lojistik, ticaret ve işleme merkezi olma fırsatıyla karşı karşıya bulunuyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu