Kuzey Ege’de deniz üstü rüzgarda 4,5 GW potansiyel

Kuzey Ege deniz üstü rüzgar enerjisi çalışmalarında Bozcaada, Gökçeada, Edremit ve Saros için toplam 3,5-4,5 GW potansiyel belirlendi.

TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman, WindEnergy Hamburg 2026 kapsamında gerçekleştirdiği “Türkiye Offshore Wind Case Study” başlıklı sunumda, Türkiye’nin deniz üstü rüzgar alanındaki çalışmalarını ve gelecek dönemde izlenecek yol haritasını anlattı. Yaman, Marmara Denizi’nde sürdürülen 12 aylık rüzgar ve deniz koşulları ölçüm kampanyasının tamamlandığını belirterek, Kuzey Ege’deki dört sahanın toplam 3,5-4,5 GW arasında potansiyel taşıdığını açıkladı.

Türkiye’de deniz üstü rüzgar enerjisine yönelik ilk saha çalışmalarının Marmara Denizi’nde başlatıldığını aktaran Yaman, süreç kapsamında çevresel ve sosyal etkilerle deniz tabanına ilişkin incelemelerin de yapıldığını söyledi. Dünya Bankası üzerinden sağlanan Avrupa Birliği finansmanı kapsamında, 8 milyon avroyu aşan hibe desteğiyle ölçüm ve fizibilite çalışmalarının yürütüldüğünü kaydeden Yaman, Marmara’daki çalışmaların önemli bölümünün tamamlandığını ifade etti.

Deniz tabanı araştırmalarından elde edilecek verilerin ardından Marmara’daki sahalar için seviyelendirilmiş elektrik üretim maliyetinin (LCOE) daha sağlıklı hesaplanabileceğini belirten Yaman, ilk bulguların maliyetlerin tüketici açısından uygulanabilirlik konusunda yüksek kalabileceğine işaret ettiğini söyledi. Bu nedenle çalışmaların Kuzey Ege’ye yönlendirildiğini aktardı.

Kuzey Ege’de dört saha öne çıkıyor

Kuzey Ege’nin deniz üstü rüzgar enerjisi yatırımları açısından öncelikli bölge haline geldiğini belirten Yaman, saha seçiminde üretim maliyetleri, izin süreçleri ve çeşitli teknik kısıtların birlikte değerlendirildiğini dile getirdi. Bozcaada, Gökçeada, Edremit ve Saros sahalarının toplam kurulu güç potansiyelinin 3,5-4,5 GW aralığında olduğunu kaydeden Yaman, Bozcaada’nın LCOE bakımından, Edremit’in ise kısıtların yönetilebilirliği açısından öne çıktığını ifade etti.

Yaman, Kuzey Ege’deki sahaların belirlenmesi için 20’den fazla alanın üretim maliyeti ve izin süreçlerinin yönetilebilirliği açısından incelendiğini söyledi. Yapılan değerlendirmelerin, deniz üstü rüzgar enerjisinde ilk geliştirilecek sahaların Kuzey Ege’de konumlanması gerektiğini gösterdiğini aktardı.

İlk kapasite tahsisi 1 GW olacak

Sunumda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan kapasite tahsis mekanizmasına ilişkin hedefler de paylaşıldı. Buna göre ilk aşamada 1 GW’lık şebeke bağlantı kapasitesinin tahsis edilmesi, 2027-2030 döneminde ise her yıl ilave 1 GW kapasite oluşturulması planlanıyor.

Kapasite tahsis mekanizmasının yatırımcılar için daha öngörülebilir bir süreç oluşturmasının amaçlandığını belirten Yaman, teklif fiyatının kapasite faktörüne göre belirlenmesi, belirli şartlarda projeden çıkış imkanı sunulması ve deniz tabanı araştırmaları sonrasında kapasitenin düşürülebilmesi gibi düzenlemelerin yatırım risklerinin yönetilmesine katkı sağlayacağını söyledi.

Yaman’a göre deniz üstü rüzgar yatırımlarında finansman açısından güvenilir ve doğrulanabilir saha verileri kritik önem taşıyor. Rüzgar ve deniz koşulları ölçümleri, deniz tabanı araştırmaları ve kapasite faktörü hesaplamalarına ilişkin standartların açık biçimde belirlenmesi gerektiğini ifade eden Yaman, bu verilerin proje maliyetleriyle finansman koşullarını doğrudan etkilediğini vurguladı.

Yerli tedarik zinciri güçlenecek

Deniz üstü rüzgar enerjisinin yalnızca elektrik üretimi bakımından değil, Türkiye’nin sanayi altyapısı ve tedarik zinciri açısından da fırsat sunduğu belirtildi. Kapasite tahsis mekanizmasında en az yüzde 25 yerli içerik şartı öngörülürken, yerli üretimi desteklemek amacıyla fiyat avantajlarının da uygulanması planlanıyor.

Yaman, bu yatırımların liman hizmetleri, ekipman üretimi ve istihdam başta olmak üzere yeni bir ekonomik ekosistemin oluşmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Türkiye’nin artan elektrik talebinin karşılanması ve enerji dönüşümünün desteklenmesi açısından deniz üstü rüzgar enerjisinin tamamlayıcı bir kaynak olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yaman, bu alanın yalnızca yeni bir kurulu güç seçeneği olmadığını söyledi. Kaynağın tüketim merkezlerine yakınlığı, iletim ihtiyacı, piyasa değerini yakalama kapasitesi ve yerli tedarik zincirine katkısının birlikte ele alınması halinde deniz üstü rüzgarın enerji dönüşümünün önemli unsurlarından biri olacağına dikkat çekti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu