Engin Alan: “Veri Üretiyoruz, Ama Aksiyona Dönüştüremiyoruz”
Robosme Kurucu Ortağı Engin Alan, veri üretiminin aksiyona dönüşümündeki kopuklukları ve yapay zekanın rolünü değerlendiriyor.
Türkiye’de CRM ve yapay zeka yatırımları hız kazanırken, bu dönüşümün şirketlerin iş yapış biçimlerine etkisi tartışma konusu olmaya devam ediyor. Veri üretimi artarken, bu verilerin aksiyona dönüştürülmesi genellikle aynı hızda ilerlemiyor. CRM sistemlerinin yalnızca bir takip aracı olmaktan çıkıp, karar alma süreçlerinin merkezine yerleşmesi gerektiği vurgulanıyor. Robosme Kurucu Ortağı Engin Alan ile Türkiye’nin CRM ve yapay zeka olgunluk seviyesini, KOBİ ve büyük şirketler arasındaki farklılıkları, veri-aksiyon kopukluğunun sebeplerini ve müşteri deneyimindeki etkilerini konuştuk.
Engin Alan, Türkiye’deki CRM ve yapay zeka ivmesinin belirgin olduğunu, ancak olgunluk seviyesinin “orta düzeyde, hızla adapte olmaya çalışan” bir noktada olduğunu ifade ediyor. Farkındalığın ve niyetin yüksek olduğunu ancak uygulamanın genellikle operasyonel verimlilik ekseninde ilerlediğini belirtiyor. Şirketlerin yapay zekayı CRM süreçlerinde en iyi kullandığı alanlar arasında saha aktivitelerinin yönetimi, çağrı merkezi operasyonlarının takibi ve ihtiyaç analizi ile teklif süreçlerinin iyileştirilmesi yer alıyor. Ancak, yapay zekanın karar alma ve aksiyona dönüştürme süreçlerinde yeterince entegre edilememesi, veri disiplininin eksikliği ve süreçlerin standardizasyonundaki zayıflıklar, teknolojinin potansiyelini sınırlayan başlıca etkenler arasında sayılıyor.
Robosme projelerinde KOBİ’ler ile büyük ölçekli şirketler arasındaki yaklaşım farkları, özellikle karar alma reflekslerinde ve dönüşüm süreçlerinin konumlandırılmasında belirginleşiyor. KOBİ’ler, CRM sistemlerini genellikle yeni bir trend olarak benimsiyor ve “müşteriyi kaybetmeme” motivasyonuyla hareket ediyor. Bu nedenle, daha hızlı ve sonuç odaklı ilerleyebiliyorlar. Büyük ölçekli şirketlerde ise CRM, daha geniş bir organizasyon yapısına entegre olduğu için veri hacmi ve kaynaklar avantaj sağlasa da, iç koordinasyon maliyetleri ve değişim direnci dönüşümü yavaşlatıyor. KOBİ’lerde temel ihtiyaç hızlı fayda ve pratiklikken, büyük şirketlerde entegrasyon ve değişim yönetimi ön plana çıkıyor.
Birçok şirkette veri ile aksiyon arasındaki kopukluğun temel nedeni, verinin sadece izlenen bir şey olarak kalması ve yönetilen bir şeye dönüşmemesi. Raporlar üretiliyor ancak “Bugün kime ne yapacağız?” gibi net aksiyon soruları sistematik olarak yanıtlanmıyor. Doğru kurgulanmış bir CRM yapısı, süreçleri netleştirerek ve veriyi tetikleyici mekanizmalara bağlayarak bu kopukluğu aşabilir. Ancak, bu modelin çalışması için yöneticilerin karar verme yetkisi ve otoritesi de önem taşıyor. Aksi takdirde, sistem yalnızca bir kayıt aracı olarak kalıyor.
Yapay zeka, müşteri deneyiminde kişiselleştirmeyi önemli ölçüde artırıyor. Robosme olarak gerçekleştirdiğimiz projelerde, saha satış ekiplerinin müşteri ziyaretleri ve teklif süreçleri yapay zeka destekli hale getirildi. Görüşmelerden otomatik özetler çıkarıldı ve müşteri bazlı öneriler üretildi. Bu sayede satış temsilcileri, her ziyaret öncesi daha hazırlıklı hale geldi. Ancak, bu iyileştirmelerde en büyük engel, satış temsilcilerinin tutumuydu. İlk başta, faydadan çok “sorgulanıyoruz” hissi ağır basıyordu. Zamanla faydayı gördükçe daha olumlu bir tutum geliştirdiler, fakat bu duygunun tamamen kaybolmadığı görülüyor.
Büyük ölçekli şirketlerde CRM yatırımları, genellikle yüksek bütçelere rağmen beklenen etkiyi yaratamıyor. Bunun arkasında, üst yönetim seviyesinde yapılan stratejik hatalar yatıyor. En yaygın hata, CRM’in bir IT projesi olarak görülmesidir. Oysa CRM, iş yapış biçimini ve karar alma süreçlerini dönüştüren bir yönetim sistemidir. İkinci hata, süreçler netleşmeden teknoloji seçimine yönelmek ve sonrasında sistemin oturacağını düşünmektir. Üçüncü hata ise kullanıcıları, özellikle satış ve müşteri ekiplerini, tasarım sürecine yeterince dahil etmemektir. Sonuç olarak, CRM sahada sahiplenilmedikçe etkili olamaz.
Önümüzdeki 3-5 yıl içinde, CRM’in raporlama sisteminden çıkıp “otonom aksiyon” üreten bir yapıya evrileceğini öngörüyorum. Yapay zeka, doğru zamanda doğru kişiye doğru işi atayan bir karar katmanına dönüşecek. Gerçek zamanlı kişiselleştirme de daha kritik hale gelecek. Müşteri davranışları ve niyetleri anlık olarak değerlendirilecek. Ayrıca, veri yönetişimi ve regülasyonlar da önemli bir eksen olacak; veri kalitesi, güvenlik ve etik konuları rekabet avantajı sağlayacak. Bu dönemde en büyük fırsat, müşteri yaşam boyu değerini artırmak; en büyük risk ise teknolojiye yatırım yapıp kültürel dönüşümü ihmal etmek olacaktır.




