Enerji Güvenliğinde Güneş, Rüzgar ve Bataryaların Önemi
Türkiye’nin enerji güvenliğinde güneş, rüzgar ve batarya sistemlerinin rolü artıyor. İran’dan gaz akışındaki kesintiler sınırlı etki yaratacak.
İran’dan Türkiye’ye doğal gaz akışında yaşanabilecek olası kesintilerin, mevcut koşullar altında sınırlı bir etki yaratması bekleniyor. Ember Türkiye Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş, enerji güvenliğinin sağlanması ve artan kuraklık riskine karşı hidroelektrik üretiminin güneş ve rüzgar santralleri ile desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye, İran’dan gelen gaz kesintilerine alışık bir ülke. Ocak 2022’de yaşanan soğuk kış döneminde, İran doğal gaz iletim sistemindeki bir arızayı gerekçe göstererek Türkiye’ye gaz akışını durdurmuştu. Bu durum, Türkiye’nin sanayi ve elektrik üretiminde yaklaşık 10 gün süreyle gaz akışını kısıtlamasına neden olmuştu. Ancak o tarihten bu yana Türkiye, benzer bir kesintiye karşı daha hazırlıklı hale geldi.
Yeraltı depolama tesisleri, artan geri basma kapasitesi ile daha etkin bir şekilde çalışıyor. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, depolama tesislerinin doluluk oranının yüzde 71 olduğunu belirtirken, Türkiye’nin toplam depo kapasitesinin Ocak 2026 itibarıyla 4.2 milyar metreküp olacağı ifade ediliyor.
İran’dan ithal edilen gazın Türkiye’nin toplam gaz tüketimindeki payı oldukça düşük. Günlük tüketim yaklaşık 200 milyon metreküp iken, en soğuk günlerde bu miktarın sadece 10 milyon metreküpü İran’dan gelmiş durumda. Dolayısıyla, İran kaynaklı bir gaz krizi yaşanması olasılığı oldukça düşük. Baharın gelmesiyle birlikte meskenlerde gaz tüketiminin azalması ve karların erimesiyle hidroelektrik üretiminin artması bekleniyor.
Fosil yakıt fiyatlarındaki artış, Türkiye’nin temiz enerji dönüşümünü hızlandırabilir. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları, Avrupa’nın fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecini hızlandırırken, Türkiye de benzer bir dönüşüm süreci yaşayacak gibi görünüyor. Uzun vadede, petrol ve gaz fiyatlarındaki artışın etkilerini hissetmemek mümkün olmayacak. Bu durum, doğalgaza yapılacak zamlarla kendini gösterecek.
Kuraklık riski, Türkiye’nin enerji stratejisini etkileyen bir diğer önemli faktör. Şu an için hidroelektrik üretimi yüksek seviyelerde seyrediyor; ancak gelecekte kuraklık sorunlarıyla karşılaşma ihtimali var. Bu nedenle güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinin artırılması, hidroelektrik santrallerinin su kaynaklarını daha verimli kullanabilmesi açısından kritik öneme sahip.
Batarya teknolojilerinin de gelişmesiyle birlikte Türkiye’de 30 GW üzerinde projeler hayata geçmeye başladı. Bu yıl içinde yaklaşık 2 GW kapasitenin devreye girmesi bekleniyor. Bu gelişmeler, enerji sistemine büyük bir esneklik kazandıracaktır.
Projeksiyonlara göre, Türkiye 2035 hedeflerine ulaştığında elektrik üretiminde fosil yakıtların payı yüzde 20’nin altına düşebilir. Bu durumda fosil yakıtlar, sadece talep artışlarında devreye girecek ve fiyat belirleme gücünü kaybedecektir. Bugün bile, dünya genelindeki krizler nedeniyle rüzgar, güneş ve hidroelektrik enerji kaynakları sayesinde doğal gaz santralleri yeterli kâr marjlarına ulaşamıyor.
Türkiye’nin nükleer enerji projeleri, elektrik fiyatlarını düşürmeyecek. Nükleer enerjiden elde edilecek elektriğe verilen alım garantisi, serbest piyasada görülen fiyatlardan daha yüksek. Bu nedenle, kamuoyunda nükleerin fiyatları düşüreceği yönündeki beklentiler yanıltıcı olabilir.
Son olarak, enerji verimliliğinin artırılması, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak için öncelikli bir konu olmalıdır. Enerji verimliliği, düşük yatırımlarla büyük sonuçlar elde etme imkanı sunuyor. Elektrikli araçlara geçiş gibi adımlar, dışa bağımlılığı azaltmada önemli bir rol oynayacak. Enerji Bakanı, enerji sübvansiyonları bütçesinin artırılması gerektiğini vurguladı ve temiz enerji dönüşümünün hızlandırılması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin güneş ve rüzgar potansiyelinin değerlendirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılmasında kritik bir adım olacaktır.




