Veri Merkezi Kirliliğinin İnsan Sağlığına Bedeli
Yapay zekâ yatırımlarıyla büyüyen veri merkezi kirliliği, hava kalitesini tehdit ediyor; araştırmalar astım, erken ölüm ve milyarlarca dolarlık maliyet riski öngörüyor.
Dünya Sağlık Örgütü, 2012 yılında dizel motorların egzoz gazını kanserojen olarak sınıflandırdı. Bu karar, dizel araç satışlarından uzun yıllar boyunca yüksek gelir elde eden Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW gibi Alman otomobil üreticilerinin sert tepkisine yol açtı. 1970’lerdeki petrol krizlerinin ardından dizel motorlar, benzine kıyasla daha düşük yakıt tüketimi nedeniyle Avrupa’da yaygınlaşmış; dizel yakıta uygulanan düşük vergiler de bu eğilimi güçlendirmişti.
Yakıtın daha ucuz olması, Avrupa’da dizel otomobillere yönelik talebi onlarca yıl yüksek tuttu. Kıtanın kentlerinde dolaşanlar, dizel motorların karakteristik sesine sıkça tanık oluyordu. Volkswagen de 2007’de, yakıt ekonomisini öne çıkararak dizel modellerini ABD pazarında büyütmeyi planladı. Markanın, Volkswagen Passat dizel araçla yolculuğa çıkan iki gencin İspanyolca öğrenmesini konu alan reklamı, bu kampanyanın en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.
Dizel araçların düşük tüketim vaadi, birçok tüketici gibi otomobillere ilgi duyanları da etkiledi. Ancak daha sonra ortaya çıkan Dieselgate skandalı, bu beklentilerin ve sektörün itibarının ciddi biçimde sarsılmasına neden oldu.
Alman üreticiler, Dünya Sağlık Örgütü’nün dizel egzozuna ilişkin kararına karşı kamuoyu oluşturmak amacıyla Ulaştırma Sektöründe Çevre ve Sağlık Avrupa Araştırma Grubu’nu (EUGT) kurdu. EUGT, dizel emisyonlarının zararlarını sorgulayan deneyler yürütmesi için ABD’nin New Mexico eyaletindeki Lovelace Solunum Araştırma Enstitüsü ile çalıştı.
Bu kapsamda on makak maymunu, dört saat boyunca kapalı bölmelerde tutuldu ve bir Volkswagen Beetle’dan yayılan egzoz gazına maruz bırakıldı. Deney sırasında hayvanlara çizgi film izletildi. Ancak test aracındaki emisyon kontrol sisteminin gerçek sürüş koşullarını yansıtmayacak şekilde değiştirildiği daha sonra ortaya çıktı. Böylece deney sonuçlarının gerçeği olduğundan farklı gösterdiği anlaşıldı.
Manipülasyonun açığa çıkmasının ardından şirket yöneticileri uygulamayı kınadı, bazı çalışanlar işten çıkarıldı ve EUGT kapatıldı. Skandal, dizel araçların Avrupa’daki yükseliş döneminin de sonunu hızlandırdı. Bir zamanlar yeni otomobil satışlarının önemli bölümünü oluşturan dizel modellerin payı, bugün yaklaşık yüzde 7’ye kadar gerilemiş durumda.
Bugün benzer bir sağlık tartışması, yapay zekâ sektörünün enerji ihtiyacını karşılamak için hızla çoğalan veri merkezleri etrafında yaşanıyor. Birçok işletmeci, elektrik şebekelerinin yetersiz kaldığı bölgelerde enerji sağlamak için metanla çalışan taşınabilir jeneratörlere yöneliyor. Elon Musk’ın Memphis ve kuzey Mississippi’deki Colossus veri merkezlerinde bu jeneratörlerden çok sayıda kullanıldığı, Musk’ın ayrıca söz konusu ekipmanları üreten şirketi satın aldığı bildirildi.
ABD yönetiminin, veri merkezlerinin artan elektrik talebini karşılamak amacıyla eski kömür santrallerinin planlanan kapanış tarihlerinden sonra da çalışmasını desteklediği aktarılıyor. Ancak araştırmalar, bu yaklaşımın hava kirliliğini artırarak çevrede yaşayan insanların sağlığı üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor.
Eski Çevre Koruma Ajansı çalışanlarının da yer aldığı Environmental Protection Network tarafından yayımlanan bir rapor, yapay zekâ veri merkezlerinden kaynaklanan emisyonların hastalık riskini yükseltebileceğini savunuyor. Raporda, mevcut yönetimin veri merkezi yatırımlarını hızlandırmak için çevre koruma önlemlerini zayıflattığı öne sürülüyor ve bu sürecin hava kirliliğine bağlı sağlık risklerini artırabilecek 30 federal adıma dikkat çekiliyor.
Rapora göre veri merkezlerinden kaynaklanan hava kirliliği, 2028 yılına kadar yaklaşık 600 bin astım belirtisi vakasına, bin 300 erken ölüme ve yıllık 20 milyar doların üzerinde kamu sağlığı maliyetine yol açabilir. Bu hesaplamaların, çevre düzenlemelerinde yapılan geri adımların olası etkilerini içermediği belirtiliyor. Ayrıca otomobil ve hafif ticari araçların daha yüksek egzoz emisyonlarına izin verecek düzenleme değişikliklerinin de kirlilik yükünü artırabileceği ifade ediliyor.
Çocuk sağlığı uzmanı ve eski EPA yetkilisi Lynn Goldman, devlet kurumlarının teknoloji ve enerji şirketlerinin veri merkezi yatırımlarını hızlandırmasına yardımcı olmak için insanları kirlilikten koruyan önlemleri zayıflatmasından endişe duyduğunu söyledi. Goldman’a göre bu kararlar insanların soluduğu havayı, suya karışan maddeleri ve zamanla toprağa ve gıda zincirine ulaşabilecek kirleticileri etkileyebilir.
Enerji altyapısı ve veri merkezi yatırımlarını izleyen Cleanview’in verilerine göre ABD’de yaklaşık 1.300 veri merkezi faaliyette bulunuyor; 2.000 yeni tesis için de planlama yapılıyor. Environmental Protection Network ise Çevre Koruma Ajansı’ndaki personel ve kaynak kesintilerinin, bu tesislerin emisyonlarını etkili biçimde denetlemeyi zorlaştıracağını belirtiyor.
Yapay zekâ altyapısının büyümesi, daha fazla işlem gücü ve dolayısıyla daha fazla enerji gerektiriyor. Ancak bu büyümenin bedeli yalnızca elektrik faturalarıyla sınırlı kalmıyor. Fosil yakıtla çalışan jeneratörler ve santraller, ince partiküller ile diğer kirleticileri atmosfere salarak toplum sağlığını doğrudan etkileyebiliyor. Bu parçacıkların insan plasentasında ve anne sütünde tespit edilmiş olması, sorunun gelecek kuşaklar açısından da önem taşıdığını gösteriyor.
Veri merkezi kirliliği tartışması, teknolojik ilerleme ile çevre ve halk sağlığı arasındaki dengenin yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Daha fazla veri merkezi kurma hedefi, bu tesislerin çevresinde yaşayan insanların temiz hava ve güvenli bir çevre hakkının önüne geçmemeli. Aksi halde toplum, kısa vadeli teknolojik kazanımlar uğruna uzun vadeli sağlık risklerini kabullenmiş olacak.




